|
İlerleyen bölümlerde, evrimcilerin ara form olduğunu iddia ettikleri
canlıları inceleyecek ve bunların gerçekte ara formlar olmadıklarını,
bir türe ait tam özelliklere sahip, özgün, mükemmel ve kusursuz
canlılar olduklarını göreceğiz. Ancak bundan önce, evrim teorisinin
iddiasına göre gerçek ara formların nasıl olmaları gerektiğini incelemekte
fayda bulunmaktadır.
Öncelikle evrime göre bir ara form nasıl oluşacaktır, onu tekrar
hatırlayalım. Mutasyonlar, yani radyasyon, kimyasal etkenler gibi
nedenlerle bir canlının DNA'sında meydana gelen değişiklikler, o
canlıda bazı değişikliklere neden olur. Evrim teorisinin iddiasına
göre, bir canlı türü jenerasyonlar boyunca bazı mutasyonlara maruz
kaldığında, başka bir türe dönüşebilir. Teoriye göre doğal seleksiyon,
mutasyonlardan "yararlı" olanları seçer, biriktirir ve böylece uzun
zaman içinde yeni biyolojik yapılar oluşturur. Evrim teorisinin
türlerin oluşumu ile ilgili iddiasının özeti bu şekildedir.
Ancak, mutasyonlar rastgele meydana gelirler ve çoğunlukla canlıya
zarar verirler. Zarar vermediklerinde ise canlı üzerinde bir etkileri
olmaz. Mutasyonların bugüne kadar faydalı oldukları tek bir durum
dahi tespit edilmemiştir. Dolayısıyla mutasyonların, canlıya yarar
sağlaması mümkün değildir. Özellikle de bir canlı türünü en baştan
alıp, bilinçli bir şekilde, o canlının şeklindeki düzgünlüğü, fonksiyonlarındaki
kusursuzluğu bozmadan, canlının yaşama koşullarını zorlaştırmadan
o canlıyı aşama aşama başka özelliklerle inşa etmesi imkansızdır.
Örneğin mutasyonlar rastgele ve bilinçsiz oldukları için, denizden
karaya çıkacak bir balığa bir kerede akciğer inşa edemezler. Veya
bu canlının yüzgeçlerini bir kerede veya makul aşamalarla karada
onun ağırlığını taşıyabilecek, yalpalamadan rahat bir şekilde yürüyebileceği
ayaklara dönüştüremezler. Mutasyonlar sonucunda solungaçlarla akciğer,
yüzgeçlerle ayaklar, pullarla tüyler, ayaklarla kanatlar, dört ayaklı
duruş ile iki ayaklı duruş, eğik iskeletle dik duran iskelet arasında
hep çok bozuk, birçok anormallik ve şekil bozukluğu taşıyan, gerçek
anlamda sakat, günümüzdeki tam türlerle hiçbir ilgisi olmayan, "deforme",
garip şekilli yapılar ortaya çıkacaktır.
Ayrıca unutmamak gerekir ki, evrimcilerin iddia ettiği bu hayali
değişim milyonlarca yıl süreceği için, bu tür bozuk, sakat ara formların
sayısının tam türlerden çok daha fazla olması ve fosil kayıtlarında
da en sık bu tür deforme canlılara rastlanması gerekir. Çünkü evrimcilerin
iddialarına göre, günümüzde gördüğümüz her tür ve bu türlerin sahip
oldukları her yapı, en ince ayrıntısına kadar, göz çukurlarından
el bileklerine, parmakları oluşturan küçük kemik parçalarından kafatasının
şekline, kaburgaların kafes şeklinden omurganın sayısına kadar tesadüfi
mutasyonlar sonucunda aşama aşama meydana gelmiştir. O zaman bir
canlı türü oluşana kadar o canlı türünün her organı, her uzvu, her
parçası aşama aşama şekillenmiş demektir.
Evrim teorisinin iddiasına göre,
canlı türleri birbirlerinden küçük değişimlerle türemişlerdir.
Evrimcilerin bu iddiaları doğru olsaydı, resimdeki gibi
ara geçiş canlılarının fosil kayıtlarında bulunması gerekirdi.
Ancak bu tür canlılardan eser yoktur. |
resim:1-4 Evrimcilere göre olması
gereken -ama var olmayan- bozuk ara formlar
resim: 5 Milyonlarca örneğine rastladığımız tam bir ayak
formu |
Örneğin kafatasını ele alalım. Günümüzde gördüğümüz ve geçmişte
yaşayıp fosil kayıtlarında bulduğumuz tüm canlıların çok kusursuz,
pürüzsüz, simetrik, hiçbir deformasyonu olmayan kafatasları vardır.
Oysa evrimcilerin iddialarına göre ilk kusursuz kafatası oluşana
kadar, kafatası birçok bozuk aşamadan geçmiş olmalıdır. Örneğin
simetrik bir görünüm alana kadar birçok asimetrik şekil almalıdır;
sağa doğru daha çok kaymış, çenesi sağa veya sola doğru kayık, burnu
sağ yanağına yakın, kulakları yanağına veya daha geriye doğru, diğer
taraftaki kulağı ise tam aksi yönde, göz çukurlarının biri daha
üstte, diğeri daha sola doğru ve bunlar gibi milyonlarca bozuk form
oluşmalıdır. Veya bu kafataslarının bazılarında işe yaramayan, gereksiz
kemikler çıkmalı, birkaç jenerasyon sonra bu kemikler işe yaramadıkları
için yok olmalıdırlar. Oysa fosil kayıtlarında hiç böyle canlılar
yoktur. Hepsinin kafatasları günümüzdeki canlıların kafatasları
gibi düzgün, simetriktir. Göz, kulak, burun gibi organlar için ayrılan
boşluklar da yine simetrik ve son derece düzgündür.

EVRİMCİLERE GÖRE OLMASI GEREKEN HAYALİ
ARA FORMLAR
Evrimciler Canlıların Aşama Aşama
Bugünkü Hallerini Aldıklarını Öne Sürerler. Ancak Buradaki
Gibi Sözde Ara Formların Tek Bir Örneğine Rastlanmamıştır.
En üstte, resim1-5: hayali yusufçuk ara formları
r esim 6- Kusursuz tasarımıyla günümüze ait bir yusufçuk.
r esim7- Yaklaşık, 355-295 milyon yıllık yusufçuk fosili,
günümüzdekiyle tıpatıp aynı. Fosil kayıtlarında bulunan
canlılar hep kusursuz ve tamdırlar.
Ortada, resim1-4 hayali kuş fosili,
resim5 tam bir kuş fosili,
En altta, resim1-5 hayali kaplan formu,
r esim 6: tam bir kaplan, hiçbiri bu resimlerde görüldüğü
gibi ara aşamada değildir. Bu gerçek, evrimin hiçbir zaman
yaşanmadığının önemli bir delilidir.
|
Çerçeve içindeki resimlerde görüldüğü gibi, bilinen kafataslarının
tamamı tam ve düzgündür. Hiçbiri ara form olma özelliği taşımamaktadır.
Hangi türe ait olurlarsa olsunlar, kusursuz bir yapıdadırlar. Yarım
kalmış, tamamlanmamış bir görünümleri yoktur. Bir başka deyişle
bunlar tesadüfen oluşmuş, rastgele mutasyonlar neticesinde deforme
olmuş, bir türden başka bir türe doğru geçiş özelliği gösteren kafatasları
değildir. Aynı günümüzdeki canlılar gibi eksiksiz yapılara sahiptirler.
Oysa eğer evrim teorisi doğru olsaydı, önceki sayfada görülen yamuk
ve şekilsiz, bozuk kafataslarına ait fosiller bulunması gerekirdi.
Ancak bu tür fosillerden yeryüzü katmanlarında eser yoktur. Bu açık
gerçek, evrim teorisinin iddialarının doğru olmadığının kesin bir
ispatıdır.
| 
Çerçeve içindekiler gibi, bilinen tüm insan kafatasları,
simetrik, düzgün ve tamdır. Çerçevesiz olarak görülen ve
özel olarak yapılmış, bozuk, asimetrik kafataslarına ise
-evrimcilerin beklentilerinin tersine-fosil kayıtlarında
hiç rastlanmamaktadır.
|
Fosil kayıtlarında bu tür bozuk yapı ve organlardan, garip ara
türlerden ne kadar çok bulunması gerektiğini daha iyi görebilmek
için, evrimcilerin tesadüf kavramı üzerinde biraz daha durmak gerekir.
Evrim teorisine göre, bu ara formlar tamamen bilinçsizce, tesadüfen
oluşmaktadırlar. Örneğin bir canlının yaşadığı bölgede tesadüfen
mutasyona sebep olacak bir olay meydana gelmekte, bu olay canlının
genetik yapısını etkilemekte ve canlıda birtakım değişiklikler ortaya
çıkmaktadır. Ancak, bu mutasyon canlının genetik yapısının tamamını
da değiştirmemektedir. Örneğin ellerini, kollarını etkilerken, kafatası
aynı kalabilmektedir. Yani mutasyon hangi genlerine isabet ederse,
o genlerin kontrol ettiği organ veya yapılarda bir değişiklik olmaktadır.
Bu gerçekleşmesi hiçbir şekilde mümkün olmayan bir hayalden başka
bir şey değildir.
| 
1-Fosil Kayıtlarında Bulunmayan Hayali
Antilop Ara Formu
2-Antiloba Ait Düzgün Bir Kafatası
3- Tam, Simetrik Ve Kusursuz Boynuzlara Sahip Bir Antilop
Eğer canlılar evrimcilerin iddia ettikleri
gibi tesadüfi mutasyonlar sonucunda meydana gelseydi, örneğin
bir gergedanın veya geyiğin boynuzları ve kafatası oluşana
kadar, arada sayısız biçimsiz, deforme, garip görünümlü
kafatası ve boynuz şekli oluşacaktı. Bunların da mutlaka
fosil kayıtlarında görülmesi gerekirdi. Ancak fosil kayıtlarında
bulunan tüm kafatasları ve boynuzlar, eksiksiz ve kusursuzdurlar.
|
Bilindiği gibi canlıların sahip oldukları tüm özellikler DNA'larındaki
bilgide saklıdır. DNA ise, milyarlarca harften oluşan bir bilgi
bankası gibidir. Bu harflere isabet eden rastgele mutasyonlar, bu
bilgiyi daha mükemmel hale getiremez, çünkü bu mutasyonlarda bilinç
yoktur. Dolayısıyla mutasyonlar DNA'daki kusursuz bilgiyi hep bozacaklardır.
Bilinçsizce meydana gelen mutasyonlar en baştan kusursuz, mükemmel
bir yapı oluşturamazlar. Hep bozuk, yamuk, eksik, kusurlu yapılar
meydana getirirler. Sözgelimi eller de evrim teorisinin iddiasına
göre rastgele mutasyonların bir eseridir. Ancak rastgele meydana
gelen mutasyonlar hem estetik, hem en kullanışlı, hem de cisimleri
en kusursuz şekilde tutma, kavrama ve hissetme yeteneğine sahip
eller oluşturamazlar.
En mükemmele gelene kadar (ki bunu başarmaları imkansızdır) arada
milyonlarca bozuk el, kol, ayak, bacak inşa etmeleri gerekir. Örneğin
her bir parmağın uzunluğu bugünkü şekline gelene kadar milyonlarca
aşamadan geçecektir. Evrimcilerin iddialarına göre kör tesadüfler,
parmakları bileklerden, kolun orta kısmından, elin üstünden, avuçlardan
çıkartacak, onları yanyana dizene kadar her jenerasyonda birçok
sıralama deneyecektir. Nasıl ki elinizde harflerin yazılı olduğu
pulları rastgele yere atsanız, bunların belli bir sırada dizilip,
anlamlı bir cümle, hatta bir kelime oluşturmalarını bekleyemezseniz,
tesadüfen meydana gelen mutasyonların el veya ayak parmaklarını,
bacak ve kol kemiklerini de en düzgün, en kullanışlı, en estetik
sırada dizmelerini bekleyemezsiniz.
Örneğin ayak kemikleri insanın en ideal ve en az yorularak yürüyebileceği
ve vücudun ağırlığını en az hissedebileceği şekilde özel olarak
tasarlanmışlardır. Ayak tabanındaki kavis, vücut ağırlığına karşı
kemiklere destek verme özelliğine sahiptir. Bu nedenle bu kavisten
yoksun olan düz tabanlılar yürüme zorluğu çekerler. Evrimci iddiaları
doğru kabul etmemiz durumunda, ayak kemiklerinin bu ince detaylara
sahip olana kadar geçireceği evreler sayısızdır. O zaman fosil kayıtlarında
da bu evrelerin hiç olmazsa birkaç tanesine rastlamak gerekir. Oysa,
fosil kayıtlarında yarım evreler değil, her zaman tam ve kusursuz
ayaklar bulunmaktadır.
Evrimcilerin iddialarına göre fosil kayıtlarında evrelerine rastlanması
gereken bir başka yapı ise bozuk omurgadır. Omurga, "omur" denilen
33 küçük yuvarlak kemiğin birbirinin üzerine dizilmesiyle oluşur
ve insan için hayati bir önem taşır. Vücudun üst kısmının tüm ağırlığını
omurga taşır. Omurganın "S" şeklindeki kıvrımlı yapısı, üzerindeki
yükün eşit dağıtılmasını sağlar. Yürümek için atılan her adımda,
vücut ağırlığı nedeniyle yerden vücuda doğru bir tepki kuvveti gelir.
Bu kuvvet, omurganın sahip olduğu amortisörler ve "kuvvet dağıtıcı"
kıvrımlı şekli sayesinde vücuda zarar vermez. Eğer tepkiyi azaltan
amortisörler ve kıvrımlı özel yapı olmasa, atılan her adımda, ortaya
çıkan kuvvet direkt olarak kafatasına iletilirdi ve omurganın üst
ucu, kafatası kemiklerini parçalayarak beynin içine girerdi. Böyle
bir durumda ise, insan soyunun devamı mümkün olamayacaktı.
Eğer Evrim Teorisi doğru olsaydı,
resimlerde gördüğümüz bozuk, biçimsiz, garip el ve kol yapılarına
fosil kayıtlarında sıkça rastlamamız gerekirdi. Ancak bilinen
tüm el ve kol formları, son derece işlevsel ve düzgündür.
|
İnsanın sözde atası olarak gösterilen tüm omurgalıların da omurgası
yine son derece düzgündür. Bilinen en eski omurgalılar olan Kambriyen
devri balıklarının, onlardan sonra ortaya çıkan balıkların veya
kara omurgalıların tümü, düzgün ve kendilerine özgü omurga yapılarına
sahiptirler ve aralarında hiçbir ara form yoktur.
| 
resim:1-4 Fosil kayıtlarında bulunmayan,
hayali, bozuk, biçimsiz ayak kemiği yapıları.
Hayali , bozuk ayak kemiği yapıları, insanın yürümesine
hatta dengeli olarak ayakta durmasına engel teşkil edecek
biçimdedir. Ancak bilinen tüm ayak kemiği fosilleri en ideal
tasarıma sahiptir ve bu tür anormalliklere rastlanmaz.
resim:5 İnsana ait düzgün ayak kemiği
|

resim 1-3 hayali bozuk omurga şekilleri
resim 4: Orijinal insan omurgası, son derece düzgündür
ve vücudu esnek olarak ayakta tutacak en ideal tasarıma
sahiptir. Evrimcilere göre ara form olarak olması gereken
bozuk omurga şekillerine ise hiç rastlanmamaktadır.
|
Evrim teorisinin iddiasına göre, tesadüfler bu mükemmel omurgaları
oluşturana kadar yüzbinlerce ara omurga formu üretmelidirler. Örneğin
"S" biçimli kıvrık yapıyı oluşturana kadar birçok farklı ara şekil
oluşacaktır, ta ki omurga beyni parçalamayacak bir şekil alana kadar.
İnsan omurgasının 33 parçası da bir anda oluşmayacak, binlerce jenerasyon
boyunca adım adım inşa edilecektir. Elbette ki bu adım adım gelişim
fosil kayıtlarında da iz bırakacak, 2 omurlu, 5 omurlu, 12 omurlu
yapılara sahip fosiller bulunacaktır. Ancak, fosil kayıtlarındaki
omurgalar hep o canlı için en mükemmel, en uygun olan yapı ve özelliklere
sahiptirler. Şekilleri ve yapıları itibariyle kusurlu, eksik, tamamlanmamış
değildirler, aksine en mükemmel yapıdadırlar. Yani aşağıdaki çizimlerde
görülen ara omurga yapılarına fosil kayıtlarında hiç rastlanmamıştır.
| 
resim1-5: Eğer evrimcilerin iddia
ettiği gibi aşama aşama bir gelişim yaşanmış olsaydı; yukarıdaki
gibi 2 omurdan ya da 5 omurdan oluşan omurgalar bulunması
gerekirdi. Ancak fosil kayıtlarında bu tür örneklere hiç
rastlanmaz. Aksine bilinen tüm omurga yapıları, bugünkü
mükemmel formlarına sahiptir.
resim6: gerçek omurga
|
| 
Evrimcilerin ara geçiş formu olduğunu
iddia ettikleri canlılar gerçekte, tam ve kusursuz yapılara
sahip canlı türleridir. Bu canlıların ara form özellikleri
bulunmamaktadır.
resim 1:150 milyon yıllık Archæopteryx fosili
resim 2: Evrimcilerin ara form olduğunu iddia ettikleri
solda çizimi görülen Archæopteryx'in, bugün tam bir uçucu
kuş olduğu kanıtlanmıştır.
resim 3: Günümüzde halen yaşayan C¶lacanth, tam bir balıktır.
resim 4: 410 milyon yıllık
C¶lacanth fosili
|
Gökleri ve yeri hak ile yarattı:
O, şirk koştukları şeylerden yücedir. İnsanı bir damla sudan
yarattı, buna rağmen o, apaçık bir düşmandır. Ve hayvanları
da yarattı; sizin için onlarda ısınma ve yararlar vardır
ve onlardan yemektesiniz.Akşamları getirir, sabahları götürürken
onlarda sizin için bir güzellik vardır.
(Nahl Suresi,3-6) |
Fosil kayıtlarında tüm canlılar hep en mükemmel halleriyle
ve tam olarak vardır. Evrimcilerin ara geçiş formu olarak öne sürdükleri
canlılar da, önceki sayfalarda belirtilen ara form özelliklerini
göstermemektedir. Bunların her biri tüm özellikleri açısından tamdır,
ara aşamada olan, eksik hiçbir organ veya yapıları bulunmamaktadır.
Kafatasları, omurgaları, el ve ayak yapılarında hiçbir yarım, noksan
kalmış özellik yoktur. Tüm canlılar kusursuz halleriyle mevcuttur.
Örneğin yusufçuğun, baykuşun, balıkların, sincapların öncesinde,
yeryüzü tabakalarında biraz yusufçuğu andıran, biraz baykuşa benzeyen,
ama bir yandan da başka canlılara ait yarım özellikler taşıyan,
garip canlıların fosilleri kesinlikle bulunmamaktadır. Tüm bu gerçekler
bize göstermektedir ki, evrim teorisinin "milyonlarca yıl içinde
aşama aşama gelişen canlılar" iddiası tamamen bir hayal ürünüdür.
Yaklaşık 1.5 asırdır dünyanın her yerinde evrimcilerin çalışmalarına
ve delil arayışlarına rağmen, bu iddiayı destekleyecek tek bir delil
bugüne kadar bulunamamıştır. |